Bugün Milliyet gazetesinde yayınlanan “New York Gözlemlerim: Küresel Meselelerde İnisiyatif Alan Türkiye” başlıklı makalesinde Kasapoğlu; “Türkiye-ABD Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı olarak, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu marjında Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki heyetle 20-23 Eylül tarihleri arasında New York’taydık.
Gazi Meclisimiz adına sahada adım adım takip ettiğimiz bu kritik süreç; salt bir diplomasi trafiğini değil, Türkiye’nin masadaki özgül ağırlığını, tavizsiz duruşunu ve dünya siyasetine yön veren aklını ilk elden müşahede ettiğimiz tarihi dönemeçlerden birini işaret ediyordu. New York’ta, 190’dan fazla ülkenin temsilcisinin bir araya geldiği Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonu, aslında diplomasinin vitrini kadar dünyanın gerçeklerle yüzleştiği bir meydan olma anlamı taşıyor.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, 16'ncı kez Birleşmiş Milletler kürsüsünden dünyaya hitap etti. Bu konuşmaların hiçbiri kuru bir istatistik paylaşımı veya salt diplomatik repliklerin tekrarı değildi.
Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız kürsüye her adım attığında ezber bozan, mazlumların ve adaleti mumla arayanların derdini doğrudan yüzlere çarpan bir tavır ortaya koydu. Genel Kurul’da da Sayın Cumhurbaşkanımız yaptığı konuşmada yine adalet bekleyenlerin sesini yükseltti.
Küresel sistemin tıkandığı, krizlerin her köşede can yaktığı böylesi bir atmosferde Türkiye’nin ortaya koyduğu duruş bana hep şunu düşündürüyor: Vicdan ile aklı aynı masaya koyabilmek… Hem BM koridorlarında tüm dünyaya yapılan cesur adalet çağrıları, hem de Türk-Amerikan ilişkilerinin 100. yılında yürütülen son derece ayakları yere basan, rasyonel bir diplomasi trafiği. Yani bir yandan haklının yanında durmaktan bir milim bile geri adım atmazken; diğer yandan kendi milli çıkarlarını koruyan ve çok boyutlu düşünen bir dış politika yürütüyor.
Sayın Cumhurbaşkanımızın genel kurul konuşmasının en can alıcı yeri hiç şüphesiz Gazze'deki tabloydu. Gazze'yi dünyanın en büyük çocuk kabristanı ve çağımızın en utanç verici temerküz kampı olarak tanımlaması, yaşanan insani trajedinin boyutlarını uluslararası kamuoyunun gündemine en yalın haliyle taşıdı.
Hakkını yemeyelim; bugün dünyanın dört bir yanında İsrail zulmüne karşı sesler yükseliyor, milyonlarca insan bu vahşete karşı sokaklara dökülüyor, küresel vicdan adeta isyan ediyor. Ancak devletler arenasına baktığımızda, hiçbir ülkenin Türkiye kadar inisiyatif almadığını, elini taşın altına koyup bedel ödemeyi göze almadığını görüyoruz.







Yorumlar 0
Yorumlar yalnızca üyeler tarafından gönderilebilir ve editör onayından sonra yayınlanır.
Yorum yapabilmek için ücretsiz hesabınızla giriş yapmanız gerekiyor.